Doğduğundan beri, sürekli uyuyan tipte bir bebek olmadı oğlum. Bazı bebekler görüyoruz/duyuyoruz, bütün gün ya yemek yiyor, ya uyuyor. Bizimkisi ise, sadece sabahları kahvaltının üstüne biraz kestiriyor. Bu uykular 30 dakika ile 2 saat arasında değişebiliyor, herhangi bir standardımız yok maalesef. Öğleden sonra uyumamak için ise kanının son damlasına kadar savaşıyor. Eğer gerçekten bu mücadelede çok yorulursa, akşam saat 19-20 sularında pili bitiyor ve olduğu yerde stand-by konumuna geçiyor.
Gece uykuları için ise genel olarak düzenli ve sürekli diyebiliriz (maşallah diyeleim hemen). Eğer gece bir şekilde uyutmayı başardıysanız, mide veya bağırsak gazı, gündüz yapamadığı kakası, akşam yediklerini sindirememekten kaynaklı mide bulantısı ve bunu takip eden kusma, burun tıkanıklığı veya evde onu uyandıracak bir gürültü olmaz ise, genellikle sabah 07-08’e kadar aralıksız uyuyor.
Ama bir şikayeti rahatsızlığı var ise, uyutmanızı müteakip hemen uyanıyor, sonrasında da hem kendisi perişan oluyor, hem de siz. Zira Şan uyuduktan sonra akşamın geri kalanı için yapmayı planladığınız her ne varsa, bu durumda iptal oldu demektir. Gece yarısına kadar, kusmuk temizleyecek, oğlanı yayık ayran kıvamına gelinceye kadar sallayacak, bildiğiniz tüm şarkıları potbori şeklinde söyleyeceksiniz demektir. Bu arada muhtemelen sinirleriniz bozulabilir, her ikiniz de çok yorgun olduğunuz için eşinizle saçma sapan nedenler ile tartışabilirsiniz. Tam uyudu artık bitti zannedip, yatağınıza yatıp, yastığınıza gömülüp, “ohh beee” demenize kalmadan , oğlan yeniden ağlayarak uyanabilir, birkaç saat öncesine geri dönüp, her şeye ta en baştan başlayabilirsiniz.
Akşamüstü uykusunu uyursa, bu sefer yatış saati gecikiyor. Geçen hafta içerisinde bu hatayı yaptık mesela. Akşamüstü çok uykusu geldi diye erkenden uyumasına izin verdik. Saat 20 gibi yattı, 2 saatlik kısa şarjın altından bizimkisi cin gibi uyandı. Herhalde acıkmıştır, şimdi sütünü içer uyur diye masum düşünürken, tam dört saat boyunca "uyumayacağım ben" şeklinde muazzam bir direniş ile karşılaştık. Gecenin sonunda her iki taraf da ağır hasar almıştı. Şan en sonunda gece 02 sularında uykuya teslim oldu. Ama biz o muharebenin ardından, hiç abartmıyorum, 3 gün boyunca kendimize gelemedik.
Bu hafta sonu ise “yor ve uyut” taktiğini uyguladık, aynı gün içinde 3 kapı birden yapınca, oğlanın bütün şarjını dışarıda bitirdik, eve geri döndüğümüzde tamamen tükenmiş haldeydi. Bu sayede, gece uykusu konusunda hiçbir itirazı olmadı. Hatta uyku öncesi sütünü de bir dikişte adeta nefes almadan içip bitirdi. Bizimkinin bir biberon sütü bir dikişte, hiç nazlanmadan, sinirlerinizi zıplatmadan, bağırış, çağırış olmadan içmesi çok nadirdir. Buraya kadar her şey nefis gitti. İlk başta hemen uyudu. İşte bu herifi böyle dibine kadar yormak lazım demek ki, bak ne güzel uyudu hemen diye erken yorum bile yaptık.
Ancak 15 dakika bile geçmeden her zamankinden daha yüksek desibelde bir ağlama ile o gecenin fazla mesaisi başladı. Oğlan ağlıyor, biz kucağımıza alıyoruz, derdi nedir anlamaya çalışıyoruz ama fayda etmiyor. Gazı mı var, yediklerini mi sindiremedi, kabus mu gördü, bir yerleri mi ağrıyor kesinlikle anlaşılmıyor. Henüz konuşamadığı için de zavallım hüngür şakırt bir şeyler anlatıyor kendince ama nafile. Biz hiç bir şey anlamıyoruz. Herkes Şan’ı rahatlatmak için bir şeyler yapmaya çalışıyor. Ne yapsak oğlan susmuyor. Uzunca bir süre ağladıktan sonra, artık iyice pili bitmiş olacak kı, "fırk fırk" diye arada bir burnunu çeke çeke en sonunda uyudu. Gecenin artık kaçı olmuştu, onu da hatırlamıyorum. En sonunda yatağımıza yığıldık ve bulunduğumuz kabın şeklini alarak uyuduk.
Ertesi sabah yine cin gibi uyandı sıpam. Sanki dün gece feryat figan ağlayan çocuk o değildi. Yüzünde kocaman bir gülümseme ile “Bab-baa” diyerek karşıladı beni. Uzun analizlerden sonra, dün geceki anormal durumun iki şeyin aynı anda olmasına yorduk. Birincisi, Şan’ın inanılmaz uykusu vardı, ikincisi bağırsak gazından dolayı sancısı vardı. Çok uykusu var, ama sancıdan uyuyamıyor. Çocuk haklı, resmen berbat bir durum.
Ancak bir çocuğun olduğunda, mide gazı veya bağırsak gazı çıkarabilmenin dünyanın en güzel şeyi olduğunu anlıyorsun. Hele de, günlerdir kakasını yapamayan çocuktan, tam umudunu kestiğin sırada yükselen o keskin mok kokusu var ya, işte o anda sana dünyanın en güzel kokulu çiçeği gibi geliyor. Ellerimizi çırpıp seviniyoruz, eşimle birbirimize sarılıp, bu mutlu anı kutluyoruz...